message archive random Ava Giden Avlanır My Music

Pig Face
theme
Vejeteryanlık Üzerine 4 Deneme - Yazan:Kerem Batumlu

Bu deneme(ler) çocukluk arkadaşım sayılabilecek müzisyen Kerem Batumlu tarafından Facebook üzerinde “Note” olarak yayınlanmıştır. Onun izni ile buraya koyuyorum. Bir vegan olmamama rağmen hemen hemen kelimesi kelimesine katıldığım bir yazı ve paylaşmanın uygun olacağını düşündüm. Buyurun:

—————————————————————————————————————————————

Vejeteryanlık Üzerine 4 Deneme

1- Duygusal Deneme:

Yediğiniz hayvanların hepsi bebektir. Koyun değil kuzu eti satılır. 2 yaşını geçmiş hayvanları yemeyiz. Etleri kart olur. Gelişimini tam tamamlamadan, olgunlaşmadan yeriz ki lezzetli olsun. Biyolojik ve teknolojik olarak her türlü farklı beslenme imkanına sahipken et yemek sadece bir ‘keyif’ işidir. Damak tadıdır. Hayatını sürdürmek için değil, karnını doyurmak için değil, dişlerinin arasında, dilinde et hissettiğin için keyif aldığından yersin. Et zevk için yenir. Et yemen için birtakım hayvanlar ölür. Yani özetle; zevkin için hayvan öldürmektesin. Gayet açık. Yaptığın hareketin büyüteçle böcek yakan sadist çocuktan bir farkı yok. Araya çok fazla aracı girdiği için fark edemiyorsun sadece.

2- Çevrebilinçsel/bilimsel Deneme:

Marulun canı yok mu? Afferim akıl küpü arkadaşım. Hayır yok. Marul sezonluk bir bitkidir. Topladığında olgunluğa erişmiş ve ölmeye başlamıştır. Buğday, elma vs. için de aynısı geçerli. Moğolistandaki budist nüfus, toprakları da tarıma elverişli olmadığından 12-13 yaşında keserler koyunları. Ölmüş anneannesini falan bebekken kesmemek, kendini gerçekleştirecek kadar ömür vermek için. Herneyse sonuçta kayış gibi bir et olur. Alternatif olarak kurufasülye olsa sırf tadından onu tercih ederdiler.

Endüstri olarak hayvancılığın aldığı durum daha vahim. Hem hayvanlar, hem de insanlar açısından. İnekler doğuştan kıpırdayamayacakları yerlere kapatılıyorlar. Kaliteli yumuşak et için danalar hiç hareket edemeyecekleri şekilde yere bağlanıyorlar. Tavuklar üstüste yaşıyor. Çabuk büyüyüp hızlıca satılabilmeleri için yemeklerine çeşitli kimyasallar katılıyor. Bütün bu sonuçları kestirilemeyen maddeler olduğu gibi insanın vücuduna da yerleşiyor. Bu hayvan fabrikaları bulundukları bölgelerde inanılmaz bir çevre kirliliğine yolaçıyorlar. Fakat durum sadece bundan ibaret değil.

Tarım da gezegenin başına az dert açmış değil. Şu anda dünyada kalan orman miktarı; insanlar girişmeden önceki doğal halinin %7’si kadar. Bunun en büyük kısmı da tarım arazisi açmak için yokedilmiş. İnsan nüfusu ve insan tüketimi dünyanın başına koca bir bela. Yani et yemezken de doğal hayatı, hayvanların yaşam alanlarını yokediyoruz.

3- Etik/felsefi Deneme:

Olaya matematik olarak bakmak işin kolay yolu. Artı-eksi hesabını yaptığında zaten sonlu olan dünya kaynaklarının, insanın sürekli artan tüketimini karşılayamayacak hale geleceğini kestirmek için deha sahibi olmaya gerek yok. Teknolojiye tapınan bazı gafiller, çok sıkışırsak uzay mekiğiyle falan marstan su, jüpiterden elma-armut getirebileceğimize inanıyorlar. Teknoloji her derde deva değil. Dünya da bir tane. Ama esas mevzu başka…

İnsanın doğadan kendini ayırması insan mutsuzluğunun ve hatta insanın insana zulmünün bile kökeninde yatan sebeptir. Aydınlanmış modern batılı düşünce, evrene dışarıdan nesne olarak bakar. Tabii ki doğaya da. Herşey insanın bakması, incelemesi, anlayıp manipüle etmesi ve keyfini sürmesi için önüne sunulmuştur. Bu bir dünya görüşüdür. Doğuştan itibaren o kadar yaygındır ki, balığın suyu tanımaması gibi modern insan da aslında farklı bir bakış açısı olabileceğini düşünemez. Bunu aklının ve kendinin doğası zanneder. Bunun vahim sonuçlarından biri de insanın geri kalan insanlara da aynı şekilde bakmasıdır. Bu özne-nesne ayrımı psikoloji ve sosyoloji gibi “bilimlerin” tavırlarında çok açık görülür. İnsanı anlamak değil, sadece insanın makine gibi işleyen kısmını manipüle edilebilecek yanlarını çözmektir bunların amacı. Sonunda etle, sütle karnını şişirmiş, yeraltından çıkardığı petrolle yazın serin, kışın sıcak kalabilen, doğum kontrolü ve sosyal kurgular sayesinde bütün hayvanlardan daha fazla çiftleşen, her ihtiyacı aşırı karşılanmış ama bir türlü mutlu olamayan, rahat edemeyen bir yaratık ortaya çıkar. Canı sıkıldıkça biraz daha tüketir. İçindeki boşluğun neden kilo kilo biftekle dolmadığını merak eder durur.

Bu mücadele sadece hayvan hakları mücadelesi değil. Geçerli paradigmaya karşı olan mücadelenin yalnızca bir bölümü. Bu verimlilik ve üretime dayalı paradigma insanları nesne olarak gördüğü için asla bir insanın insan olarak değeri düşünülmez. Bu paradigmada ortaya konan “insan hakları” ancak insanın daha verimli yaşayabilmesini, üretken olmasını garanti altına almaya yönelir. Zaten azıcık kültürler karıştığında da işler tepetaklak olur. Sen karşındakini kendinden gördüğün için değer verirsin. Aynı şekilde acı çekme, yavrusuna merhamet etme gibi davranışlarını gördüğün ineğin hayatına da değer verirsin. Ama Babilli böyle düşünmez. Kendini güldüren arkadaşına bira ısmarlarlar. Kendinden her verdiği karşısında ne aldığını hesaplar. Vakti nakittir. Birey olarak kendisini de bir ticari meta olarak görür. Enstruman çalmayı öğrenirken bile kendi satış değerini artırmanın peşindedir. Aşk ilişkisinde bile en az verip en çoğunu almaya çalışır. Gerçek materyalizm herşeyi para olarak görmek değil, her ilişkiyi bir nevi ticaret ilişkisine indirgemektir.

Hep olduğu gibi nereden girdim, nereden çıktım. Kendim bile şaşırdım. Sonuç olarak vejeteryenlik doğru yoldur. Yetmez ama evettir. Tüketimi azaltmak değil, tüketim kafasını bırakmak lazım. Kendini de iyi hissettirir. Oturduğun yerden gezegen için iyi birşeyler yaptığını hissettirir. Arada gafillerle mevzu hakkında tartıştığında kendini zor bir hikmete varmış gibi hissettirir.

Beni geceyarısı lüp lüp kelle paça yerken görmüşler. Yok öyle bişey.

4. Egoist deneme…

Sadece kendin için et yemeyi bırak. Doğru birşeyler yaptığının farkındalığının sende yaratacağı tatmin için.

Neler diyecekler?

“Aslan düşünebilseydi, bu insanı yemeyeyim demezdi”

Ama insan düşündü. Ben insanım ve senden 1 adım fazlasını düşündüm. Et yemeyebileceğimi farketmem et yememem için yeterli. 

“aslında haklısın ama ben vazgeçemiyorum, çok seviyorum”

Ben de seviyorum. Ama haklıyım.

“daha dün kelle paça yiyodun, 2 gün sürmez olum nihohahahohaha”

Gölge etme, yolun açık olsun…

Akşam tek başına, aç ve canın sıkkın eve giderken dönerlerin, köftelerin kokusu canını çektirecek. Tek bi kişiye bile derdini tam anlatamamışsın. “Aman yiyeyim gitsin” diyeceksin. Sonra kendini tutup boktan nohut-pilav alıcaksın. O ağzını doldurunca ne yaptığını farkedeceksin. Et ağzını doldurmayacak ama içine birşeyler dolacak. Kendini iyi hissedeceksin. Tek başına da olsan doğruyu yaptığını bileceksin. Herkesten azcık daha doğruyu yaptığını bileceksin. Dinlemek isteyene anlatacaksın. Dalga geçene, götüyle türettiği antitezi ilk kendi  bulduğunu sanan akılküplerine takılmayacaksın bile.

Yemiyorum çünkü et yememenin bende yarattığı tatmin, etin sende yarattığı tatminden çok daha dolu. 

Hayır bununla dünyayı kurtarmıyorum. Ufak bir parça doğru yapıyorum.

Not:

Marx-Engelsgiller, Stirner’in külliyatından daha fazla Stirner eleştrisi yazdıktan sonra şu sonuca varmışlar; 

“But what is true in his principle, we, too, must accept. And what is true is that before we can be active in any cause we must make it our own, egoistic cause-and that in this sense, quite aside from any material expectations, we are communists in virtue of our egoism, that out of egoism we want to be human beings and not merely individuals.”